Ali Rıza Kars ---------------------------------------------------------------- Gitme Zamanı Üç kez çalmıyor artık postacı kapıyı Bir toz duman da yok varoşlardan yükselen Son çiçekçi terk etti bu kenti Sen durmadan bir hıçkırığa tutunuyorsun Gözyaşınla suluyorsun içindeki kaktüsü İçi patlamış bu kentin Hançerlenmiş bağırsak gibi kokuyor Duyuyorum, ağır ağır atıyor adımını Evet gelen o sevgilim, gelen, gitme zamanı Ya denize koşuyor damlalar, ya dağlara Artık yağmur düşmüyor bu kente Çeviren yok umut sokağında kum saatini İnanmıyorum mevsimlerin tükendiğine de Hepsi dönüp dönüp geliyor geri Tükenen biziz oysa zamanın kollarında Sarıyor bizi hüzne açılan kucağı Sarıyor bizi sevgilim, gitme zamanı Konuşmanın yetmediği yerdeyiz şimdi Anlatımın çıkmaz sokağında yani Ha diyorum ki unutmadan, bir de kendine anlat Ya da dinle tutabilirsen, salkımsöğüdün dallarıyla Oynaşan rüzgârda, yapraklarda çırpınan sesimi Ve bir türkü sıkıştır dudak kıvrımlarına Buklendeki gül gibi, hani o sarı... Sarardı gülün rengi, sevgilim, gitme zamanı Gün gelir bu aşk rüzgârla dokunur tenine Ve sen unutulmaz olursun Aşkın acı bir gülümseme olur yüzümde Yüzümdeki gülümseme bir acı.. Bir şey var ki kalbimin kapısına dayandı Tepeye dikilmiş gün salıyor selamını Gözü ufukta günün, sevgilim, gitme zamanı Kar dediğin gün beyazı, kahır yağdı başıma Sevince veda dedim, kederle uyumsuzum Dökülsün döküldüğü kadar saçlarım Savrulsun ömrüm Dönüp toplarsam namussuzum Eşiniyor huysuz doru, vuruyor ayaklarını Yol istiyor sevgilim, bu yol, gitme zamanı Kalamıyorum, oturamıyorum bir yerde Kıvranıp duruyorum aşkın ekseninde ve acının Bitsin diyorum, bitsin sözün düştüğü yerde Zamanın kalbinden uzanan bu zincirin halkası Ve başlıyor bitiş dönülmezliğine Sevişmeyle dolduruyoruz günü Öpüşme oluyor adı zamanın Yıldızların ve güneşin yeniden doğması oluyor Doyuyor, yoruluyoruz; çevriliyor kapının tokmağı Gitme zamanı sevgilim, gelen, gitme zamanı Damar Edebiyat - Kültür - Sanat Dergisi | | | Ali Rıza Kars ------------------------------------------------------------- Ağla Yüreğim Akşam olur Bir başıma kalınca Bu yerde... Özlemin Ateş olur..! Dokunduğun her yerde Kıvılcımlar saçar Özlem ateşin Yangınlara döner... İçimde Yıkılmaz sandığım Dağlar erir Ormanlar bir bir yanar. Eğil başım Sen.. Öne eğil.... Bunca yıldız varken Gece neden karanlık olur Sevdiğim..... Kaybetmeyince İnsan Bilmezmiş Elindeki nimetin kıymetini. Ağla yüreğim kendi haline Sen Şimdi ağla.. Kasım-2005/ Adana (Ağla Yüreğim Dağlar da Ağlar..şiir kitabı..karahan kitabevi yay.2005.adana) | | | Melih Baki ------------------------------------------------------------------- Büyük Sevdalar Son zamanların En büyük sevdalarını, Yaşıyorum ben. Sokaklara indim Kapı kapı.. dolaştım Acıların sevdaların Girmediği ev aradım Bulamadım.! Kendimi Dağlara vurdum Ferhatı gördüm. Koştum çöllere Dolaşırken Mecnundan Keremi sordum.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben. Ay'a..Yıldızlara gittim Şirin'i,Aslı'yı,Leyla'yı sordum Kor Ateşler içinde Yanan yürekleri Güneşte gördüm.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben.. En çok bahar kokulu Kadınları sevdim.! Buğulu gözlü kadınları Bir başka sevdim.. Beni yakan her güzeli Aslı,Şirin,Leyla sandım.! Son zamanların En büyük Sevdalarını Yaşıyorum ben.. Ozanlara,şairlere Eli kalem tutan kimi. Gördüysem.. Acının ilacını sordum.! Ateş yağmurundan Kavrulmuş gözlerinde Kendi yansımamı gördüm.. Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben.. Dağa,taşa,karıncaya Yaşayan her varlığa Aşık oldum..! Çılgınlar gibi sevdim Büyük aşklar,ihanetler yaşadım.! Son zamanların En büyük sevdalarını Yaşıyorum ben.. 2005/Adana | | | Melih Baki |
----------------------------------------------------------- HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin...
CAN YÜCEL
------------------------------------------------------------------
BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin..
ATTİLA İLHAN ------------------------------------------------------ Aşk Çıkmaz Sokakta Kirlenir Yazıldığı can duvarını kurutur “vermek aşkı yaratır” düsturu Gönül gözüne bağlanan mendil solgun ve sefil bekler saygıyla inanılmaz kusuru Kalbinin rüzgarı doldurur açık denizde hoyrat yelkenleri kendisi kıyıda oturur Kaldıkça yeniden filizlenir esaret O çok özlenen aşka has suret bahçede gül ölürken görülür Sadakatin çelik kutsallığı kendi çöplüğüne gömülür Kölenin bilenmiş antik bıçağı ilk düştüğü yerde açar kozunu kanar güz ömrün yaralı boynu Ekmek teknesine taşır korkusunu bedeni tarla sayılan kadının ufku Teslim kapısını açar resmi kurum açılan o aralıktan girer içeri dipsiz kuyuya atılan şiir Toprağın sırtında büyür uçurum esirdir esir şehirde ahali Aşk çıkmaz sokakta kirlenir Cümle insanlığı özgür kılarak çocuk sevincine kavuşabilir şehir Özgür kadın ruhunu bularak saf bereketle hayatı emzirebilir o dem olduğunda ancak aşkın tarihi insanlığın tarihi olacak | | | Babür Pınar |
------------------------------------------------------ Dokunamam ki...!
boz bulanık bir hayat, kar altında avuçlarıma demir ayazı düşüren intiharlar kuşanıyorum belki bir kaçış, soyunarak sürgüne gitmek ömrümün arka sokaklarına bu bendeki göçebe ıssızlığı kimliksiz adreslerde yazgıdır o küçük dünyama yalnızlığı ölümsüz kılan, yarası saklı düşlerim ördü ömrümün ağlarını acıyla yaralarım demlendi kül rengi mahzenlerde yitik mutluluklar diyarında anılarımı, iklimsiz mevsimlere tutkularımı, gölgelerin kanadına sesimi, gecenin alaca karanlığına gömdüm döküldü gözlerimden her biri çiy tanesi umutlarım şimdi üşüyorlar bir yerlerde zemheridir bedenim dokunamam ki... yazdım adımı kumlara dalgaları bekliyorum gitmelere çeyrek var haydi...
Müsade Özdemir ------------------------------------------------------------------------------------------------------------ İSTANBULU DİNLİYORUM
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhaneleriyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum.
ORHAN VELİ KANIK
|
|
|