14 10 2008

DİVAN EDEBİYATI ŞAİRLERİ ŞİİRLERİ

ŞEYHİ1371 yılında Kütahya’da doğduğu rivayet edilmektedir. Asıl adı Sinaneddin Yusuf’tur. İlköğrenimini Kütahya’da yaptı ve İrana’a gitti. Orada tasavvuf, edebiyat ve göz hekimliği üzerinde çalıştı. Kendisine Hekim Sinan da denilmiştir. Ankara’da Hacı Bayram Veli’ye bağlandı. Çelebi Sultan Mehmed’in iyileşmesine vesile olduğu için 1415 yılında Hekim Başılığa getirildi. Şairliği ve bilgisi sebebiyle devrin büyüklerinden ilgi ve iltifat gördü. 126 beyitli olan Hârname adlı mesnevisi Divan Edebiyatının ilk satirik mesnevisidir. 1431 yılında vefat etmiştir. Şairin bir Divan’ı vardır.------------------------------------HARNAMEBir eşek var idi zaif ü nizârYük elinde katı şîkeste vü zârGâh odunda vü gâh suda idiDün ü gün kahr ile kısuda idiOl kadar çeker idi yükler ağırKi teninde tü komamıştı yağırNice tü kalmamıştı et vü deriYükler altında kane döndü deriArkasından alınca palanıSanki it artuğuydu kalanıBirgün ıssı eder himâyet anaYani kim gösterür inâyet anaAldı palanını vü saldı otaOtlayurak biraz yürüdü öteGördi otlakta yürür öküzlerOdlu gözler ü gerlü göğüzlerSömürüp öyle yerler otlağıKi kılın çekicek damar yağıBoynuzu ba’zısın ay gibiKimünün halka halka yay gibiNe yular derdi ne gam-ı palanNe yük altında haste vü nâlânAcebe kalur ü tefekkür ederKendü ahvâlini tasavvur ederKi biraz bunlarunla hilkatdeElde ayakta şekl ü sûretdeBunların başlarına taç nedenBize bu fakr ü ihtiyâç nedenBizi ger arpa ok u yay ettiBunların boynuzun kim ay etti...Bâtıl isteyü hakdan ayrıldımBoynuz umdum kulaktan ayrıldumŞeyhi------------... Devamı

14 10 2008

SÖZCÜKTE YAPI

---Sözcükte yapı konusundan ÖSS’de 1-3 soru gelebilir.---Sözcükte yapı konusu dilbilgisi öğrenmenin temelini oluşturduğundan önemlidir.---Sözcüğün yapısı ile ilgili sorular”yapıca ve biçimce “kavramlarıyla sorulur.BİÇİM BİLGİSİ*Türkçe sözcükler daima ( kök+yapım eki+çekim eki ) biçiminde kurulurlar.*Bir sözcük sadece kökten,kök+yapım ekinden,kök+çekim ekinden oluşabilir. Yani yapım ekleri daima kökten sonra ve çekim eklerinden önce yer alır.A-KÖKKök:Sözcüğün anlamlı en küçük parçasına kök denir.*Kökler isim kökleri ve fiil kökleri olmak üzere ikiye ayrılır.Bas-kın   sarı-ardım     toz-luk   kar-ılmak Fk           ik                   ik           fk*Türkçe’de hem isim hem de eylem kökü olarak kullanılabilen sözcükler vardır.Bunlara “kökteş kök ya da ortak kök”  adı verilir.Acı-,kuru,boya,güven,savaş,barış....*Yansıma sözcükler isim köküdür.*Bir sözcüğün kök olabilmesi için gövdesiyle anlamsal bir bağ içinde bulunması gerekir.Yani kılavuz’un kökü kıl,otuz’un kökü ot, “balık”ın kökü bal olamaz. *Türkçe’de kökten önce ek gelmez. Bembeyaz,masmavi,dipdiri gibi pekiştirmeler bunun tek istisnasıdır.*Birleşik sözcüklerin birden fazla kökü vardır.Gelebilirim,biraz,imambayıldı...Yapım ekleri:Sözcüklerden yeni sözcükler türeten ya da sözcüklerin anlamı değiştiren eklere yapım ekleri denir.Addan ad yapan ekler:-lik: od... Devamı

14 10 2008

CÜMLENİN ÖGELERİ

Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle (tümce) denir.Cümle, özne ve yüklem gibi temel; nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümleci gibi yardımcı ögelerden oluşur.Şimdi cümlenin ögelerine tek tek değinelim. YÜKLEMCümlede kip ve zaman bildirerek yargıyı ortaya koyan temel unsurdur. Yüklem, tek başına cümle özelliği gösterir. Diğer ögeler yüklemin tamamlayıcı ögeleridir.Cümlede yüklemi bulmak için herhangi bir ögeye soru soramayız. Onu çekimli durumda bulunan sözcüklerden anlarız. Örneğin;"Anlıyorum" sözcüğü "anlamak" eyleminin şimdiki zamanla çekimlendiğini gösteriyor. Öyleyse yargı bildiriyor demektir. Dolayısıyla bu, bir cümledir."Bugün mutfakta anneme yardım ettim."cümlesindeki altı çizili söz birleşik fiil olduğu için,"Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır." cümlesindeki altı çizili söz isim tamlaması olduğundan,"Türkçe dersimize giren kişi genç bir öğretmendi." cümlesindeki altı çizili kısım ise sıfat tamlaması olduğundan bölünemez ve bu şekilde yüklem olur. ÖZNECümlede yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da oluş içinde bulunan ögedir. Cümlenin temel ögesidir. Ancak her cümlede bulunmak zorunda değildir.Cümlede özneyi bulmak için yükleme "kim" ve "ne" sorularını sorarız. Ancak özellikle "ne" sorusu, nesneyi bulmak için de sorulduğundan, biz özne sorusunu yükleme değişik biçimde sorarız. Örneğin;"Bu elbiseyi annem aldı."cümlesinde "aldı" yüklemdir. Özneyi bulmak için yükleme "Alan kim?" diye soruyoruz. Cevap olarak "annem" geliyor. Öyleyse cümlenin öznesi b... Devamı

14 10 2008

NOKTALAMA İŞARETLERİ

Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde kullanılan noktalama işaretleri,yazı-nın daha kolay anlaşılmasını sağlar.Yazının okunmasını kolaylaştırır ve anlam karışıklığı-na düşülmesine engel olur.Biz,konuşurken cümlede anlatmak istediklerimizi ses tonumuzla vurgulayarakaçık bir şekilde ortaya koyabiliriz.Nerede duracağımızı,nerede vurgu yapacağımızı bilizriz.Ancak yazıda böyle bir vurgulama yapamadığımızdan,bunu noktalama işaret-leriyle sağlamaya çalışırız.Şimdi bu noktalama işaretlerini görelim.NOKTA :            *Anlamca tamamlanmış haber cümlelerinin sonlarında kullanılır.“Bu konuyu mutlaka öğrenmeliyim .”“Seni de bekliyoruz bu akşamki yemeğe .”*Sözcüklerin kısaltılarak yazılmaları halinde kullanılır.“Üniversitedeki Prof. Dr. Ahmet bey bu akşam bize gelecek.”“Babam Yzb.rütbesi almış.”*Sözcüklerinin baş harfleriyle alınan kısaltmalarda artık nokta kullanılmıyor.“Eniştem TBMM toplantısına katılacak.”*Rakamla yazılan tarihler arasında kullanılır.“20.02.2003’te ablamın doğum günü var.”*Sıra bildiren “-ıncı,-inci”eklerinin yerine kullanılır.“Yarışta bizim at 1.geldi.”*Saat ve dakikaların yazımında kullanılır.“Bugün 8.45’te uçak kalkıyor.”VİRGÜL :                *Eş görevli sözcük ve söz öbeklerinin arasında kullanılır.“Kitaplarını,defterlerini,kalemlerini alıp gitti.”                                                                                                            &nbs... Devamı

14 10 2008

TÜRK HALK EDEBİYATI

ANONİM TÜRK HALK EDEBİYATISözlü olarak aktarılan, söyleyeni belli olmadığı için halkın malı olan edebi ürünler Anonim Halk Edebiyatı'nı oluşturular.MANZUM ESERLERAnonim Halk Edebiyatının şiir özellikleri taşıyan ürünleridir.MANİYaratıcısı adsız halk sanatçıları olan dörtlük biçimindeki şiir türüdür. Çoğunlukla yedi heceli ve dört dizeli tek kıtadan oluşur. Birinci,ikinci ve dördüncü dizeler birbiriyle uyaklı, üçüncü dize bağımsızdır. Buna göre uyak düzeni şöyledir: (a a x a). Tek dörtlükten oluşan maniler dişinda 5,6,7,8,10,14 dizeli maniler oldugu gibi, uyak düzeni (a x a x) biçiminde olan manilerde vardir.TÜRKÜEzgiyle okunan ve bentlerden oluşan, genellikle yaraticisi belli olmayan bir şiir biçimidir. Türkü daha çok yedili, sekizli onbirli hece kaliplariyla söylenir. Bentler ve onlari izleyen nakaratlar (baglam yada kavuştak da denir) kendi aralarinda uyaklidir. Nakarat bazen bentlerle ayni kalipta bazen farkli kaliplarda olur. Dörder, üçer, ikişer dizelik bentlerle kurulan türküler vardir. Her bentten sonra yinelenen nakarat dört, üç yada bir dizeli olabilir. Bazi türküler mani biçiminde dörtlüklerle kurulmuştur.  Bunlarin bazen yine mani biçiminde nakaratlari olur. Bir türküyü ilk söyleyen halk sanatçisinin adi unutulmuştur. Ancak sahibi bilinen türküler (Karacaoglan türküleri) de vardir. Bir türkü zaman boyunca türlü degişmeler ugrayarak yaşamasini sürdürür. Türküler dogayi, aşki, ayriligi, ölümü, kahramanlik ve askerligi, günlük yaşamin türlü olaylarini konu edinir. Kina gecesi, dügün, iş oyun türküleri vardir.NİNNİÇ... Devamı

14 10 2008

DİL VE EDEBİYAT

Edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikâyede, romanda, tiyatroda, bize heyecan veren o derin ve ulvî hisler, kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludur. Musikide ses, resimde boya, mimarîde taş ne ise edebiyatta da kelime odur. Duymak, düşünmek, zengin bir hayal gücüne sahip olmak, şüphesiz, mühim bir şeydir. Sanatkâr, dünyayı başkalarından farklı gören insandır. Fakat duygularını dile getirmeyen bir kimseye de sanatkâr denilemez. Anlatabilmenin güçlüğünü hissetmeyen yazar yoktur. Makberin Mukaddime�sinde Abdülhâk Hâmid bundan şikâyet eder. Mai ve Siyah romanında şair Ahmet Cemil dil ile duygu arasındaki uçurumu çok güzel belirtir. Orhan Veli, o güzel �Anlatamıyorum� şiirinde aynı dertten şikâyetçidir. Tanpınar, yazılarında ısrarla dil üzerinde durur. Duyulara, duygulara, hayallere en uygun kelimeleri nasıl bulmalı? Yazılan ve konuşulan dilde aşağı yukarı aynı manaya gelen beş altı kelime ve tabir vardır. Yazar bunlardan birisini seçer. Sanat bu seçimle başlar. Dil deyince daima şunu hatırdan çıkarmamak lâzımdır. Dil, insanın ve hayatın en canlı parçasıdır. Kelime ile hayat arasında çok ince damar ve sinir ağları ile örülü münasebetler vardır. Küçük ses organizmalarından ibaret olan dili, hayat kadar mühim yapan da budur. Yerinde kullanılmayan bir kelime ebedî olacak bir mısrayı topal ve sakat yapar. Bundan dolayı gerçek sanatkâr kullandığı her kelime üzerinde titrer. Yahya Kemal bazı şiirlerini 20�30 yılda bitirebilmiştir. Fakat Türk edebiyatında onun kadar büyük bir şair de yetişmemiştir. Türk dili var oldukça onun şiirleri de yaşayacaktır. Dil ile edebiyat arasında... Devamı

14 10 2008

HALK EDEBİYATI

HALK  EDEBİYATI      İslam medeniyeti etkisinde gelişen orta devre Türk Edebiyatı’nın bir kolu; kültür merkezinde toplanan aydınlar azınlığının, XI. yy.dan sonra Arap ve İran Edebiyatları’nın etkisinde yarattığı yüksek zümre edebiyatına karşılık, halk yığınları arasında doğan ve gelişen sözlü edebiyatın bütün ürünleri. Kültür anlaşmazlığı yüzünden aydın azınlık ile halk yığınlarının kesinlikle birbirinden uzaklaştığı dönemlerin (Anadolu’da XIII. yy.dan XX yy.a kadar) zorunlu sonucu olan Halk edebiyatının içine, hem anonim ürünlerin hepsi, hem bu gelenek içinde yetişen belli sanatçıların (aşıklar, saz şairleri, halk şairleri) kişisel eserleri girer. Başlangıçta kişisel bir yaratış olarak doğan, halkın bilinç ve hafızasında saklanarak ortakça kullanılan Halk edebiyatı ürünleri (atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler, masallar, ninniler, ağıtlar, türküler, destanlar, halk hikayeleri, meddah anlatıları, fıkralar, efsaneler, alkış ve kargışlar, maniler, seyirlik oyunlar, çocuk oyunları, karagöz ve orta oyunu v.b.) ile saz şairlerini sahipleri bilinen eserleri (koşmalar, destanlar, semailer, varsağılar, ilahi ve nefesler) Halk edebiyatı içinde toplanır. Sözlü gelenekle oluşarak yayılan aşık edebiyatı ürünleri, zamanla bireyliklerini yitirir; yaratıcıları halk hafızasında efsane ve menkıbeler arasında anılır; sahibi bilinen eserler de yüzyıllar sonra yazılı kaynaklara geçirildiği için değişik biçimler gösterir; bu eserlerden bir kısmı ise anonim halk şiirlerine dönüşür. Halk hikayelerinin birer anlatıcısı alan saz şairleri, bu anonim ürünleri kişisel katkılarda bulunarak aktarırlar. Din ve tarikat dışındaki halk şiirinin gelişimi XVI. yy.dan sonra başlar. XIII.-XV. yüzyıllar ... Devamı

12 10 2008

ŞAİRLER BİYOGRAFİSİ

Abdurrahim Karakoç'un Hayatı (1932 - ) 1932 yılının Nisan ayında Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü (Cela) köyünde dünyaya gelen Karakoç’un şiir merakı küçük yaşlardan gelmektedir. Şiire merakının bir sebebi de ailesinde dedesi, babası ve kardeşlerinin şair olmasıdır.   İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 1964 yılında ”Hasana Mektuplar" ismi altında kitap haline getirdi.   1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi ve 1981 Mart ayında emekli oldu.   Şiirlerinde esas unsur olarak insanı ele alan şair, şiirleri yüzünden otuza yakın mahkemeye verildi fakat hepsinden beraat etti. 1985 yılından beri gazetecilik yapan Karakoç, bir ara politikaya girdi ve ayrıldı.   Yayınlanmış şiir kitapları: Hasan'a Mektuplar (1965), Eli Kulakta (1969), Vur Emri (1973), Kan Yazısı (1978), Suları Islatamadım(1983), Beşinci Mevsim(1985), Dosta Doğru, Akıl Karaya Vurdu(1994), Yasaklı Rüyalar(2000), Gökçekimi(2000), Gerdanlık - I (2000), Gerdanlık - II (2002), Parmak İzi(2002). ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Ahmet Arif'in Hayatı 1927 yılında Diyarbakır'da doğan şair, bir süre A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Şiirlerinde folklorik unsurları kullandı. Gazeteciliği seçerek uzun yıllar bu alanda çalıştı. 1991 yılında Ankara’da öldü. Şairin Hasretinden Prangalar Eskittim adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. (1968)---------------------------------------------------------------------------------------------------------------Ahmet Haşim'in Hayatı (1884 - 1933) Pek çok âlim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile... Devamı

10 10 2008

ŞİİRDE İMGE NEDİR?

KONU:İMGESayfa:1ŞİİRDE İMGE ÜZERİNE KÜÇÜK BİR DENEME İmge şiiri anlamlandırmanın olanağını açan temel ögedir. Bu nedenle, okuduğumuz şiiri anlamak değil, anlamlandırmaktan söz ediyorsak, imge şiirden ayrılamaz. Kaldı ki iç ses imgeyle ortaya çıkar ve tanınır. Bu nedenle bir Nazım ya da Turgut şiirinden söz edebiliriz. Şiirde tek imge nedir? Şiirde hangi anlamda "tek" imge vardır?İmge çağrışımların olanağıdır evet. Bildiğimiz gibi her zaman sıfat tamlamasıyla da yapılmaz. Öyle sözcükleri yanyana getirirsiniz ki imge çıkar ortaya. İmge simgesel anlatımın basamağı değildir her zaman. İmge, imge dediğimiz şey. Öncelikle, bir şiirde sayısız kullanılabilinir. Ama şiirin bütününe baktığınızda, bir şiirde tek bir imge görürsünüz. Bu da şiirin konusunu değil, özünü oluşturur. Konudan söz edilir kuşkusuz. Ama şiirde sözü edilen konu, bir düz yazıdaki temanın karşılığı değildir. Çünkü şair, aşkı konu saplantısıyla söylemez. Biz ona aşk konulu şiir desek de şiirin bizzat kendisi bunu reddeder. Şiir, diğer edebiyat dallarından farklı olarak, soyutlamanın en üst dilidir. Somut nesnelerle soyut bir dünya kurar ve biz o somut dünyayı yine o soyutlama aracılığıyla yeniden kavrarız, kurarız. Bu gidiş gelişin en zengin aracıdır şiir. Şiirde sözü edilen tek imge; şairi o şiiri yazmaya iten ilk dürtüdür. Acıyan ya da sevinen yerinde yoğunlaşır şair. İmgesi de orada büyür; şiirin bütününü anlamlandıran imgesi... Derinleştikçe, şiir boyunca gördüğümüz imgeler, şiirin bütünselliğinin hissedildiği o tek imgeyi kucaklar. Yoksa şair, kaba bir söylemle, şiiri boyunca bir tek imge kullanmaz! Simgesel anlatım, anlamlandırma olanağı açısından her zaman küçüm... Devamı