SUNAY AKIN-ŞİİRLERİ
Dudak Payı Çay bardağında Bırakılan dudak payı Kadar bile Uzak kalamam Gözlerine Yakın olsun isterim Ellerime ellerin Yanındaki beton binaya Yaslanması gibi Köhne bir evin Seni bir çivi Gibi çaktım Çünkü beynime Ve toplayıp Bütün kerpetenleri Attım denize |
| |
Sunay Akın ----------------------------------- Ayrılık Şiiri Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldıgı Araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... | | | Sunay Akın |
----------------------------------- Ayrılık İki rayı gibiyiz bir tren yolunun yakın olması neyi değiştirir son istasyonun | | | Sunay Akın |
--------------------------------------- Beceriksiz Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim ne de iyileştirebildim bir yaramı ama karşıma çıkınca kızmadım hiç elma kurduna bendim çünkü bıçağı saplayan onun yurduna Şair diyorlar benim için bilmiyorum oysa her şiire konmalı mı uyak her yere nedense konamıyor tayyare hay dilimi arı türkçe soksun; uçak Kaptan olmak isterdim aynanın karşısında eski bir sinema yıldızı gibi ağlayan İstanbul hatlarında bir fırça hafifliğiyle gidip gelen vapurlara Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma ve Kız Kulesi'ni göstererek bırak artık diyor üzülmeyi yedi tepeli bu şehirde şiir okunacak tek yer elbette denizin ortasındaki şu küçük buz dağı Terzi olsa da babam sökük dikmesini beceremem beni yalnızca sen anlarsın iğnenin deliğinden geçsin diye ipliklerin bir anlık ıslatıldığı dudaklara takılıp kalan annem | | | Sunay Akın |
---------------------------------
Alacak yol kenarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp harçlığımı atardım bu yüzden en çok denizden alacaklıyım. | | | Sunay Akın |
--------------------------
Asansör Telefon santralleri beni sana bağlar sevgilim nükleer santraller ölüme gökyüzünün nerede olduğunu soran bir vapur dumanına yanıt veremiyor hiç kimse Çocuğunu asma köprüde sallayan bir annedir İstanbul ki onun içi süt dolu biberonudur Kız Kulesi soğusun diye suya tutulan Ne kalem kılıçtan ne kılıç kalemden üstün olsun öğrensinler birlikte yaşamayı örneğin kalem aşk şiirleri yazsın ve köreldikçe kılıç yontsun Yalnız kaldığımız an da bile alırız insan kokusunu ıssız adasında üstünden atamamıştır Robinson yaptığı ilk mastürbasyonda yakalanma korkusunu Kendi boşluğuna asılı birer asansörüz aslında ve ben elimde taze bir karanfil sıkışıp kaldım iki katın arasında | | | Sunay Akın
------------------------------------
Ama Ölüm Özgürlük kitabının sayfaları arasına cellatların kurduğu darağacındaki ip yarım kalan sayfayı gösteriyor okumaya devam edecek nice insana Evlilik fotoğraflarının yırtılarak kırılan çerçevelerin sokağa atılan tahtalarıyla çakılıyor çocuk tabutları Hiçbir genç kız taşımıyor kolyesinde sevgilisinin fotoğrafını ama ölüm sayfaları oyulmuş bir aşk romanının içine gizliyor tabancasını... | | | Sunay Akın ----------------------------------- Beyaz Adam Beyaz adam küçücüktü ilk geldiğinde ve oturmaktan bütün kemikleri sızlıyordu büyük teknesinde Beyaz adam kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip topraklarına uzandığında büyüdü bulutlar arasında barış içinde yaşayan manitu yerine tapmamızı istediği de işkence görüp çarmıha gerilen bir ölüydü Beyaz adam özgürlük adına dev bir kadın heykeli dikti doğu denizinin kıyısına ve her gece altında dans ettiğimiz yıldızları bayrak diye tutsak etti bir bez parçasına Beyaz adam özgürlük gibi adaleti de bir kadın heykeliyle simgeledi ama elinde terazi tutan zavallı kadın gözleri bağlı olduğu için kendisine tecavüz edenin kim olduğunu göremedi... | | | Sunay Akın |
--------------------------------------- 62 Tavsani Denize dusen bir oyuncaktir Kız Kulesi soruyorum berber koltugundan iki ayna arasinda akip giden goruntume sair olaniniz hangisi Pencere tullerine gelinlik diye sarilan o kucuk kiz nerede simdi gemim coktan batti denize inen tum filikalarıma erkekler bindi Duvardaki yangin dugmesini orten cam parcasiyim kurtulusun olacaksa hic dusunme ayakkabinin topuguyla kir beni İnanıyorum uzaylilara duymaliyim birilerinden yildizlardan nasil gorunurdu diye mahallemizdeki yazlik sinema Ogrendim saat kulelerini kibrit kutularından bagisla beni iki dunya savasinin yasanildigi yuzyilda nufus cuzdanimdaki 62'den yaptigim tavsan | | | Sunay Akın |
------------------------------ Antik Acılar Geçim parası için nice yaşlının eski İstanbul evlerinden getirdiği eşyalar üstüne kar koyulup satılıyor antik acılar çarşısında | | | Sunay Akın |
------------------------------ Yuregim Yuregim Islaktir benim Kuytularda aglamaktan Ve hafif ucuktur rengi Kurusun Diye kac kez Gunese asilmaktan... | | | Sunay Akın |
-------------------------------- Böcek Usulca verir misiniz son nefesinizi yolunu şaşırmasın diye yastığınızda gezinen böceğe | | | Sunay Akın |
----------------------------- Barış Ekmek kırıntıları serpiyorum cephede kumtorbaları üstüne su verirken evinde generalim kuşkonmaz çiçeğine | | | Sunay Akın | | |
----------------------------
Bulut Kestik artık umudu yağmurdan yürek biçimini alsa da gökyüzündeki küçük bulut | | | Sunay Akın -------------------------------- Aile Boyu Ezilmiş bir çocukluk benimkisi bir iskelenin vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır üç tekerlekli bisikletimin lastikleri Annesiz büyüdüm çünkü yani serçeydim kar üstündeki ve arka bahçesinde kasabın beslediği kuzu Dudaklarımı,işte bu yüzden aile boyu bir şişeye değdirip içmeyi severim gazozu. | | | Sunay Akın |
------------------------------ Bir Araya eşit olmadığı söylenir insanların aynı boyda olmayan beş parmağı gibi bir elin oysa uzanır nice yorgun emekçinin dudağı su dolu avucuma elimin eşit olmayan beş parmağını getirince biraraya | | | Sunay Akın --------------------------
Ayna Oyunu Mahalledeki en güzel kızın duvara aynasından yansıttığı ışığı nedendir bilmem hep ben yakalardım onca çocuğun elleri arasından. | | | Sunay Akın ----------------------------
At Kokusu Son evi gösterin bana İstanbul'da vapur sesinin duyulduğu ki kapısını çalıp söyleyeyim içindekilere daha çok kedi yavrusu ezilsin diye eski iskeleleri sahil yoluyla ayırdıklarını denizden Karşılığında ben de size kanaryası ölüp kuaför salonuna dönüşmeyen kaç mahalle berberinin kaldığını söylerim ya da kaç fötr şapkanın tutsak olduğunu köhne bir konağın askısında Kaç faytoncunun artık taksicilik yaptığını da bilirim ama söylemem onu da siz bulun dikiz aynasına takılı boncuklardaki at kokusundan | | | Sunay Akın |
------------------------------------
Beyaz O siyahtı kurşuna dizenler beyaz silah sesinden ürkerek gökyüzüne uçuşan kuşlar bembeyaz | | | Sunay Akın ------------------------------ Alfabe Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur | | | Sunay Akın |
--------------------------- Beyazperde Artıyor kara çarşaflılar yurdumun her köşesinde neden olacak siyaha boyanıp kadınlara giydiriliyor yıkılan sinemalardan geriye kalan onca beyaz perde! | | | Sunay Akın |
---------------------------- Beyaz Tutkal Türkçeyi askerde öğrenen bir Kürt dost olduğu martıya heceletir etiketini: Hayal nice kırıklığı yapıştırır Kız Kulesi denizin rafında unuttuğunuz ah, o beyaz tutkal Berberden hiç çıkmayan bir kadın gibi Paris bigudisini tutan pens yerine saçlarına takar Eyfel'i ve sokakta oynayan yaramaz çocuğu İstanbul'un Kız Kulesi diye bilinir alçıya alınan kırık eli Dizlerine yatıp sevgilimin bir yaz gecesi beyaz duvarında seyrediyorum Şarlo'yu üç şey aldım yanıma Boğaz'ın ortasındaki ıssız adada; k ı z k u l e s i n e m a | | | Sunay Akın |
----------------------------- Devrim Temiz kalan tek yerdir devrim bütün bir yıl kirlenen duvarda ama görebilmek icin asıldığı çividen indirilmelidir yapraklari biten takvim Zorbalara direnmektir devrim bir çocuğun annesinin çantasından aldığı paraları altına gizlediğini söylememiştir dövülen hiçbir hali İçinde yaşamaktır devrim dikiş kutusunun ve toplu iğneler gibi bir arada olmayı gerektirir karşı koyabilmek icin zulmüne makas denilen patronun Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim ateş böceklerini yakalamak isteyen çocukların peşine takılır gün gelir yanıp sönen mavi ışıkları polis arabalarının Kağıt bir gemidir devrim bütün gemiler hurdaya çıksa da sonunda taşıdığı özgürlük şiiriyle batmadan yüzer nicedir dünya sularında Kim bilir kaç yunus görmüş kaç DENİZ GEZMİŞ... | | |
------------------------------------- Çekmece Büyüklerle ben yapamıyorum çocuklar da almıyor beni oyunlarına devlet dairesinde yangından kurtarılmayacak sıkışmış bir çekmece gibiyim açılamıyorum sana Kardeşiyle sokaklarda hep bir örnek giydirilen sen nasıl sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken Öpüşme sahnesinin tam ortasında içeri girdiğin yazlık sinemanın yer göstericisiyim yürüyorsun fenerimin ışığında yer: Kız Kulesi ve sonu ayrılıkla bitecek hüzünlü bir aşk filmini oynuyor beyaz duvarında Bir kez olsun çıkmazken ağzından seni sevdiğimi her gün söylememi yadırgama bil ki bu şehirde iskelenin verilmesini beklemeden atlarım vapurlara Son karesi gibi Red Kit'in batan güneşe doğru sürerken atımı gitme kal demeni bekliyorum ama yalnızca rüzgar çekiştiriyor atkımı | | | Sunay Akın |
---------------------------------------- Yüz Havlusu Çarmıha gerildiği yaşta İsa'nın avuçlarımdan tutan iki çocukla çiviliyim yaşama aşk bardağını çalkaladığım su olmak kırılacak eşya taşıyan bir kamyon gibi gidiyor Ağrıma Kendi kendime konuştuğum sanılıyor hep yanımdadır oysa giderken bıraktığın yüz havlun bozdun saklambaç oyununu ama bana gizlendiğim yerden çık demeyi unuttun Her gece yatmadan okuduğum bir kitap olmanı isterdim kırardım ışıkları söndürmeden yarım kalan sayfanın ucunu ki sen buna tenim kırışıyor yaşlanıyorum derdin Yokluğundan geri kalan çölde attığım her adımda gözlerimden dökülür hörgücümde taşıdığım sular sevgilisinin gölgesinden uzak çölde ağlayan deve ölür Hava kararırken usulca bir zenci olup kalıyorum Salacak kıyısında ve Kız Kulesi Ku Klux Klan gibi duruyor karşımda | | | Sunay Akın | | |
--------------------------------------------- Yalnızlık Şemsiye yapımcıları ıslanmaktan tek kişiyi koruyacak genişlikte kesince kumaşları yağmur değil yalnızlıktır yağan Daha da hüzünlendirir her gece kentin sokaklarını bekçinin nefesiyle düdüğün içinde dönen nohut taneciğinin yalnızlığı Ne çok sevinirim bilseniz bir yılan mezarıma girerde göğüs kafesimin kemikleri içinde kış uykusuna yatarsa | | | Sunay Akın |
---------------------------------
|
|
|
|
|
|
|
<<Önceki Sayfa
|/|Sonraki Sayfa>>
Yorum yaz! :
Arkadasina Gonder!
0yorum yazilmistir
Bağlantılar