YELDA KARATAŞ-Şiirleri

Ramona

Zapata'nın hüzünlü yüzünden
hayata çizili
kara Meksika güvercini
Ramona
adın değişir yüzyıllardır,
Antigone'den Tanya'ya

düşmanını da seven
gözlerin
kanlı zeytin dalında yeşerir

cismin yok
basılı bir kağıtta
ama
yakandaki zerdali çiçeği
Ushatra'da büyür
ve
yalnız güneşe gömülür
ayakta ölen çocuk kalbin

8 Ocak, 2005
 

Yelda Karataş

 

------------------------------------

 

Enel Aşk

Biliyorum beni yalnız karanlık taşır
Acıların resmi çıkmış yüzüme
Öyle diyorlar
Sana benzediğimi ya da benzettiğimi seni kendime
Benzemek nedir ki
Hiçbir diken benzer mi dokunduğun güle...
 

Yelda Karataş

-------------------------------------------

 

Ol'ama'dıklarım

Masmavi bir gökyüzü olamadım mesela
bir damla yağmur ansızın
bozuyor kalbimi

gölde balık da olamadım
hiç tersine akan ırmak sularını özlüyor gözlerim

korkulu bir sevdanın perçemi olamayacağım
ki sevda:
korsan yürekli şairlerin zamanına yazılı
toprak üste ay'la
benim ki
hiç silinmeyecek.

Mavi kanadına martının düşen bir damla
kanlı intikam ben olamadım.

Küçük vaadlere sığan
büyük sözlere hayran olmadım
büyük yaşamların küçük sözlerle başladığı zamanlara
aktı ömrüm delik deşik
ki bu kargının kırık parçası ölüm,
yaşamımdan büyük değil
ne yapsam
Eylemimden bir fazla söz olamadım.
 

Yelda Karataş

---------------------------------------------------

 

Masmavi

Ey,
göklerin sesiyle gelen ışık
o sahipsiz mevsimlerin
ilk müjdesi
saçak altından orta yere koşan
yaz güzeli
ahmak ıslatan gözlerine leyl bulaşmış
oysa
dudağımdan içtiğin yağmur tanesi
dilinde kiraz çiçeği
 

Yelda Karataş

------------------------------------------

 

Yemin

Deniz masallarına takılı çocuk değilim
'bana dar gelmeyecek'
aşk'ı
'kimler kazsın'
bir yanım deryada büyürken
sürekli vedalarla geçen ömrüm
kime yansın

bilirim her mevsim korunaklı değildir aşk'a
doyamadan gider
ablamın iki yana örgülü saçları

Ah yakasında hala kanayan karanfil
Tanrı ile pazarlığa oturmuş
gençliğim
cebimde bir söz bile yok hayatı vuracak

Yemin işte, gözlerimde ölüm bile yemin
 

Yelda Karataş

 

------------------------------------------------

Anne

annem korkulu hüznüm
bahçesi kaybolan son çocuk sığınağım
hiç giyilmemiş bir sabahlık ters dönmüş bir ayna
hırpalanmış terliklerinde ezik gül parçaları.

bir sabah son merhaba...
o sitemkar şarkının anne dilinden söylenişi
hiç susmasın ki annesizlikten korkarım ben
güneş biraz daha okşasın başını kurdelemin

şimdi yalnızım ve dar omuzları yetmiyor
bana gelmeye
gül açma mevsimiymiş unutmanın. kederi ve herşeyi
hangi söz anlatır o beyaz örtünün altında.
karanlığa doğru bir kuş gibi küçülüşünü.

hiç kimseye diyemedim.
nasıl yalvardığımı kurşun askerlere
hayat beni bağışlar mı. senin kadar bilemedim.
annem düğün fotoğrafının olduğu yerde.
buluşmak istiyorum seninle.
 

Yelda Karataş

 

 

------------------------------------------

İstanbul bir Dişi Orospudur

Yağmalanmış ol tarihin
Lanetli anne sütü

Becerilmekten yorgun tenlerin
O yasaklı sevdası;
hiç tanımamış ki aşk’ı

bin isim aramış anası ona
bin güzellik biçip durduğu
bu dayanılmaz
rüzgarına
Asya’dan gelip Avrupa’ya dil çıkaran

Ağırbaşlı çocuk değil ki o felsefe okusun
Yunus gibi yare yare içinden geçeni
Gören görmüş
Kendi kör

Şiire benzer en çok kocaman gözleri
kuşkusuz hüzünlü
Şems’in en parlak anı o
Bir utanmaz ermiş bu yüzden ama
Erenleri reddeder

İstanbul bir masal diyorlar,
Yalandır zinhar
Masallar büyümez ki çocuklarla
Masallar çocuk kalır

Oysa bin kez ihanete uğramış
nüfus kağıdı tarihten dönen
çok babalı bu çocuk
bir garip annenin kızıdır
dokunuldukça teni acır

vahşi büyüdü üstünden geçen tramvay dizelerinden
korkulu artık
şairlere bile utanarak yaklaşır
geceyi koyununda değil içinde taşır
Masal yazdırır tarihe
saçlarını kesip kesip
dilek tutan bir deli
acımasız gerçeğiyle
kimsesiz kalmış.

Deniz kokusuna dondurma yalayan
pembe dudaklı
dile düşkün bu edepsiz
İstanbul,

Demek istediğim kısaca şudur;
İstanbul, bir dişi orospudur
Beyoğlu altın dişi...

Diyorum ki
itirazı olan varsa
Bu çocuğun babası olmalıdır...

Yelda Karataş


Yakında çıkacak olan
“İstanbul Bir Dişi Oruspudur, Beyoğlu Altın Dişi”
kitabından ilk şiir
 

Yelda Karataş

----------------------------------------

 

Hayata Sığamayanlar

Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar. Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir. İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi. Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin 'yeter' dediği yerde, 'yeni baştan' diyerek. Kırılgan, ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. 'Tek savunmaları, savunmasızlık'tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, 'karşı koyma' sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı, herhangi bir nedenle enteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler. Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ' Bir karadağ tabancası' gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için.
İvan'ı anlar, Alyoşa'yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı 'güzeltmeye' gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.
Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin.
Bir an için bile olsa.
Çünkü onlar, 'an' lara inanırlar ve o 'an ' için yaşarlar.
 

Yelda Karataş

------------------------------

Kelam

Erkan Oğur, Yazı /Tura dinlerken


Ey yüksekten uçan güvercin
ışıyan kalbimdeki çiğ
ey ezanlara titreyen sabahın teri
çığlık çığlığa güneşim
gecelerin gözünü bağlayan ışık
ey oğul
ömrüne ses verdiğim gül
kelamım sensin
 

Yelda Karataş

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum ( 0 ) Yorum yaz! Baglanti

<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>

Yorum yaz! : Arkadasina Gonder!
0yorum yazilmistir

    Bağlantılar

    <