Yelda Karataş ------------------------------------ Enel Aşk Biliyorum beni yalnız karanlık taşır Acıların resmi çıkmış yüzüme Öyle diyorlar Sana benzediğimi ya da benzettiğimi seni kendime Benzemek nedir ki Hiçbir diken benzer mi dokunduğun güle... | | | Yelda Karataş |
------------------------------------------- Ol'ama'dıklarım Masmavi bir gökyüzü olamadım mesela bir damla yağmur ansızın bozuyor kalbimi gölde balık da olamadım hiç tersine akan ırmak sularını özlüyor gözlerim korkulu bir sevdanın perçemi olamayacağım ki sevda: korsan yürekli şairlerin zamanına yazılı toprak üste ay'la benim ki hiç silinmeyecek. Mavi kanadına martının düşen bir damla kanlı intikam ben olamadım. Küçük vaadlere sığan büyük sözlere hayran olmadım büyük yaşamların küçük sözlerle başladığı zamanlara aktı ömrüm delik deşik ki bu kargının kırık parçası ölüm, yaşamımdan büyük değil ne yapsam Eylemimden bir fazla söz olamadım. | | | Yelda Karataş |
--------------------------------------------------- Masmavi Ey, göklerin sesiyle gelen ışık o sahipsiz mevsimlerin ilk müjdesi saçak altından orta yere koşan yaz güzeli ahmak ıslatan gözlerine leyl bulaşmış oysa dudağımdan içtiğin yağmur tanesi dilinde kiraz çiçeği | | | Yelda Karataş |
------------------------------------------ Yemin Deniz masallarına takılı çocuk değilim 'bana dar gelmeyecek' aşk'ı 'kimler kazsın' bir yanım deryada büyürken sürekli vedalarla geçen ömrüm kime yansın bilirim her mevsim korunaklı değildir aşk'a doyamadan gider ablamın iki yana örgülü saçları Ah yakasında hala kanayan karanfil Tanrı ile pazarlığa oturmuş gençliğim cebimde bir söz bile yok hayatı vuracak Yemin işte, gözlerimde ölüm bile yemin | | | Yelda Karataş | | |
------------------------------------------------ Anne annem korkulu hüznüm bahçesi kaybolan son çocuk sığınağım hiç giyilmemiş bir sabahlık ters dönmüş bir ayna hırpalanmış terliklerinde ezik gül parçaları. bir sabah son merhaba... o sitemkar şarkının anne dilinden söylenişi hiç susmasın ki annesizlikten korkarım ben güneş biraz daha okşasın başını kurdelemin şimdi yalnızım ve dar omuzları yetmiyor bana gelmeye gül açma mevsimiymiş unutmanın. kederi ve herşeyi hangi söz anlatır o beyaz örtünün altında. karanlığa doğru bir kuş gibi küçülüşünü. hiç kimseye diyemedim. nasıl yalvardığımı kurşun askerlere hayat beni bağışlar mı. senin kadar bilemedim. annem düğün fotoğrafının olduğu yerde. buluşmak istiyorum seninle. | | | Yelda Karataş | | |
------------------------------------------ İstanbul bir Dişi Orospudur Yağmalanmış ol tarihin Lanetli anne sütü Becerilmekten yorgun tenlerin O yasaklı sevdası; hiç tanımamış ki aşk’ı bin isim aramış anası ona bin güzellik biçip durduğu bu dayanılmaz rüzgarına Asya’dan gelip Avrupa’ya dil çıkaran Ağırbaşlı çocuk değil ki o felsefe okusun Yunus gibi yare yare içinden geçeni Gören görmüş Kendi kör Şiire benzer en çok kocaman gözleri kuşkusuz hüzünlü Şems’in en parlak anı o Bir utanmaz ermiş bu yüzden ama Erenleri reddeder İstanbul bir masal diyorlar, Yalandır zinhar Masallar büyümez ki çocuklarla Masallar çocuk kalır Oysa bin kez ihanete uğramış nüfus kağıdı tarihten dönen çok babalı bu çocuk bir garip annenin kızıdır dokunuldukça teni acır vahşi büyüdü üstünden geçen tramvay dizelerinden korkulu artık şairlere bile utanarak yaklaşır geceyi koyununda değil içinde taşır Masal yazdırır tarihe saçlarını kesip kesip dilek tutan bir deli acımasız gerçeğiyle kimsesiz kalmış. Deniz kokusuna dondurma yalayan pembe dudaklı dile düşkün bu edepsiz İstanbul, Demek istediğim kısaca şudur; İstanbul, bir dişi orospudur Beyoğlu altın dişi... Diyorum ki itirazı olan varsa Bu çocuğun babası olmalıdır... Yelda Karataş Yakında çıkacak olan “İstanbul Bir Dişi Oruspudur, Beyoğlu Altın Dişi” kitabından ilk şiir | | | Yelda Karataş |
---------------------------------------- Hayata Sığamayanlar Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar. Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir. İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi. Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin 'yeter' dediği yerde, 'yeni baştan' diyerek. Kırılgan, ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. 'Tek savunmaları, savunmasızlık'tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, 'karşı koyma' sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı, herhangi bir nedenle enteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler. Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ' Bir karadağ tabancası' gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için. İvan'ı anlar, Alyoşa'yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı 'güzeltmeye' gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir. Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa. Çünkü onlar, 'an' lara inanırlar ve o 'an ' için yaşarlar. | | | Yelda Karataş |
------------------------------ Kelam Erkan Oğur, Yazı /Tura dinlerken Ey yüksekten uçan güvercin ışıyan kalbimdeki çiğ ey ezanlara titreyen sabahın teri çığlık çığlığa güneşim gecelerin gözünü bağlayan ışık ey oğul ömrüne ses verdiğim gül kelamım sensin | | | Yelda Karataş |
|